On Üç Yıllık Mucize: Hayatımın En Güzel Şarkısı

On Üç Yıllık Mucize: Hayatımın En Güzel Şarkısı

Gülüşünde Saklı Kalan Zaman

Geçenlerde masamın üzerinde küçük, aceleyle yazılmış bir not kağıdı buldum. Üzerinde sadece birkaç kelime ve yanına iliştirilmiş minik bir kalp vardı. O birkaç kelime, dünyanın en ünlü kütüphanelerindeki tüm kitaplardan daha ağır, gelmiş geçmiş tüm şiirlerden daha derindi. O kağıt parçasını elime aldığımda, bir kez daha anladım: Bir kız babası olmak, koca bir evreni o minik ellerin içine, o masum tebessümün ardına sığdırmak demekmiş. İnsan, yaşamın o amansız koşturmacası içinde, bazı mucizeleri ancak durup sessizce nefes aldığında tam anlamıyla fark edebiliyor.

Daha dün gibi hatırlıyorum; kucağıma sığan o minik, savunmasız bedeni, ilk adımlarındaki o tatlı telaşı, bana ilk kez seslenişini... Bugün o minik kız çocuğu, tam on üç yaşında, hayata merakla ve umutla bakan genç bir kızın ışıl ışıl gözleriyle karşımda duruyor. On üç yaş... Ne muazzam bir dönem, ne eşsiz bir köprü. Hem çocukluğun o hesapsız, saf neşesini kalbinde sımsıkı tuttuğun hem de usulca büyümeye, dünyayı kendi zihninin süzgecinden geçirerek tanımaya başladığın sihirli bir eşik. İşte o eşikten geçerken elini tutmak, düştüğünde dizindeki tozu çırpmak ve adımlarına eşlik etmek, bir ebeveyn için yeryüzünde bahşedilmiş en büyük şereftir.

Hep söylerler, “Kız evlat evin neşesidir” diye. Oysa bu tarif ne kadar da eksik kalıyor. Kız evlat, bir evin sadece neşesi değil, tam anlamıyla kalbinin ritmidir. O kalbin atışı, evdeki her sessiz köşeye, her karanlık odaya can verir. Sabahları gözlerini zar zor araladığında yüzünde beliren o uykulu, sıcak tebessüm, insanın gün boyu omuzlarında taşıdığı bütün yükleri, dünyanın o boğucu karmaşasını tek kalemde silip süpürür. Bazen okul dönüşü çantasını bir kenara fırlatıp heyecanla, nefes nefese anlattığı sıradan bir olay, sizin için bir anda akşam bülteninin en önemli, en can alıcı haberi haline gelir. Neden mi? Çünkü onun sesindeki o hayat dolu coşku, o berrak tını, size aslında nefes almanın, yaşamanın ne kadar mucizevi bir şey olduğunu hatırlatır.

Hiç kendi içine dönüp fark ettin mi? Bir kız çocuğu gözlerinin önünde serpilip büyürken, aslında usul usul seni de yeniden büyütür. Kendi unutulmuş korkularınla, üstü örtülmüş hayallerinle yeniden yüzleşirsin onun o saf bakışlarında. Onun bazen çok narin ama bir o kadar da dik ve güçlü duruşu, sana dünyadaki hiçbir fırtınanın sandığın kadar yıkıcı olmadığını fısıldar sessizce. Çünkü çok iyi bilirsin; hayat seni ne kadar savurursa savursun, onun içten bir "babacığım" deyişi, en acımasız rüzgarları bile dindirmeye, en aşılmaz dağları bile yol etmeye yeterlidir.

Hayat denilen bu uzun, bazen düz bazen de meşakkatli yolculukta, insanın ayaklarının yere sağlam basmasını sağlayan, fırtınalı denizlerde sürüklenmesini engelleyen bazı gizli çapalar vardır. Benim hayattaki en güçlü çapam, canım kızımın bana duyduğu o karşılıksız sevgidir. Yorucu bir günün ardından, bazen işin içinden çıkılmaz gibi görünen pürüzlerle uğraşırken aklıma gelen ilk şey, daima onun o gülen yüzü olur. İşte tam o saniyede, her şey yerli yerine oturur.

Canım kızım, hayatıma anlam katan biriciğim... Eğer bir gün, belki yıllar sonra bu satırlara denk gelirsen, şunu asla unutmamanı isterim: Sen benim bu hayatta dinlemeye doyamadığım en güzel şarkım, başıma gelen en büyük mucizemsin. On üç yıllık ömründe bana yaşattığın her bir an, kalbimin en derin, en güvenli köşesinde paha biçilemez bir mücevher gibi saklı. Senin o küçük adımlarla kazandığın her başarı, göğsümü kabartan en büyük gururum. Senin mutluluğun, yüzündeki o bir anlık aydınlık, her gece gökyüzüne yolladığım tek duam. Senin gözlerindeki o eşsiz ışıltı bir an bile solmasın, o güzel kalbin hiç kırılmasın diye, dünyanın bütün karanlıklarına gözümü kırpmadan, tek başıma meydan okuyabilirim. Sen büyüyeceksin, hayat seni belki kendi kanatlarınla çok uzak ufuklara uçuracak. Ama nereye gidersen git, hangi gökyüzü altında olursan ol, bil ki arkanda her zaman yıkılmaz bir dağ gibi duran, senin her bir nefesinle kendi nefesini bulan bir baban var.

Dünyanın bütün o sağır edici gürültüsüne, acımasız karmaşasına inat; bir kız çocuğunun içten gülüşü, en zifiri karanlık geceleri bile aydınlatacak kadar kudretlidir. Çünkü onlar, koşulsuz sevginin ve tükenmez umudun bu yeryüzündeki en somut halidir. Ve ben, her gece dünyanın telaşını ardımda bırakıp sessizce fısıldıyorum: İyi ki geldin hayatıma, iyi ki benim kızım oldun. Dünyanın bütün çiçekleri kuruyup solsa bile, senin o güzel gülüşün kalbimde her daim ilkbaharı yaşatacak.