Fırtına’da “Tekke” Güveni! Efsane Kaptan ile Yola Tam Gaz Devam...
Kasa Doluyor, Peki Ya Gönüller? Ertuğrul Doğan Döneminde “Hesap” ve “Hayal” Arasında
Trabzonsporlu olmak, sadece bir takımı tutmak değil; bir duruşu, bir fırtınayı, bir başkaldırıyı göğsünde taşımaktır. Bizim için bordo-mavi, sadece bir renk kombinasyonu değil, memleketin deresi gibi hırçın, yaylası gibi vakur bir kimliktir. Bugün bu satırları, ömrünü bu armaya adamış bir kardeşiniz, bir editör ama hepsinden öte tribünde sesi kısılana kadar bağıran o “eski toprak” taraftarlardan biri olarak kaleme alıyorum.
Masaya yumruğumuzu vurmamız gereken bir konu var: Ertuğrul Doğan yönetimi ve bizleri içine ittiği o devasa paradoks.
Bir Enkazdan Doğan Mali Mucize
Önce yiğidi öldürüp hakkını teslim edelim. Sayın Ertuğrul Doğan, kulübü devraldığında karşısında sadece bir futbol takımı değil, adeta patlamaya hazır bir borç bombası buldu. Gırtlağa kadar gelmiş faiz yükleri, UEFA’nın ensesinde hissettiğimiz nefesi ve “battık” denilen o karanlık tablo… Doğan, bir iş insanı soğukkanlılığıyla devreye girdi. Yıllardır halının altına süpürülen o tozları temizledi, mali disiplini bir “motto” haline getirdi.
Bankalar Birliği anlaşmasından çıkma iradesi, sponsorluk anlaşmalarındaki rekor rakamlar ve en önemlisi; kulübün geleceğini ipotek altından kurtarma çabası takdire şayandır. Bir Trabzonsporlu olarak, kulübümün ekonomik bağımsızlığı için gecesini gündüzüne katan bir başkana minnet duymamak nankörlüktür. Ekonomik olarak bizi uçurumun kenarından çekip almıştır; bu bir gerçektir.
Ancak… İşte o “ancak” kelimesi, bugün uykularımızı kaçıran o büyük sancının başlangıcıdır.
Yıldızlar Giderken Eksilen Sadece Kadro mu?
Bizim en büyük sancımız, tam “Oldu, bu sene o sene” dediğimiz anda, kadromuzun lokomotifi olan, formasına aşkla bağlandığımız yıldızlarımızın birer birer, hem de bazen en yakın rakiplerimize veya Avrupa’nın orta sıra takımlarına servis edilmesidir. Evet, kasaya giren 10-15 milyon Euro’lar kağıt üzerinde harika görünüyor. Bilançolar gülümsüyor, muhasebe kayıtları parlıyor.
Peki ya sahadaki ruh? Ya o formanın içindeki o tutku ne olacak?
En formda oyuncumuzu, şampiyonluk yolundaki en kritik dönemeçte sattığımızda; sadece bir futbolcuyu değil, taraftarın umudunu da satmış oluyoruz. Kadro istikrarını bozmak, “Para her şeyden önce gelir” mantığını kulübün anayasası yapmak, bizi bir spor kulübünden çok bir “ihracat ofisine” dönüştürüyor. Bizim önceliğimiz döviz kurları değil, müzedeki kupalardır. Biz vergi dairesine beyanname vermek için değil, şampiyonluk kutlamalarında meşale yakmak için bu sevdaya düştük!
Ekonomi mi, Kupa mı?
Sayın Başkan’a sormak istiyorum: Ekonomik kurtuluş, sportif bir enkaza dönüşecekse bu başarının tadı nerede? Rakiplerimiz (İstanbul sermayesi) borç batağında yüzmelerine rağmen kadrolarına yıldız üstüne yıldız katarken, bizim “mali disiplin” uğruna kendi yıldızlarımızı parlatıp parlatıp rakiplerimize ya da vitrine sürmemiz, Trabzonspor’un o tarihi misyonuna yakışıyor mu? Biz, figüran değiliz. Biz, birilerinin parlayıp gittiği bir durak da değiliz. Biz, o yarışın içinde “Ben de varım ve en güçlüyüm” diyen o hırçın fırtınayız.
Şu anki tablo maalesef şunu söylüyor: Ekonomi harika, ama takım potansiyeli sürekli törpüleniyor. Şampiyonluk yarışı bizim için bir “bonus” değil, asli görev olmalıdır. En iyi oyuncunu sattığında, teknik direktörün elini kolunu bağladığında, taraftarın o heyecanını söndürdüğünde; bankadaki o milyon dolarlar ne bir gol atabiliyor ne de bir kupa kaldırabiliyor.
İkisini Birden Başaramaz mıyız?
Trabzonspor, “Ya para ya kupa” tercihine mahkum edilecek kadar küçük bir camia değildir. Biz hem mali disiplini sağlayıp hem de o kadro iskeletini koruyacak akla ve ferasete sahibiz. Evet, borç bitsin; evet, yatırımlar artsın; evet, kulübün geleceği kurtulsun. Ama bunlar yapılırken Trabzonspor’un “kazanan takım” kimliği de feda edilmesin.
Ertuğrul Doğan’ın ekonomik başarılarını ayakta alkışlıyoruz, ancak transfer politikalarındaki “ticari” önceliğin, sportif hırslarımızın önüne geçmesine daha fazla tahammülümüz kalmadı. Biz, bilanço şampiyonluğu değil, mayıs ayında meydanlarda kupa görmek istiyoruz.
Sonuç olarak;
Kasa doluyor, doğru. Ama gönüllerimizdeki o şampiyonluk açlığı her geçen gün artıyor. Sayın Başkan, lütfen bizi “zengin ama başarısız” bir kulüp profiline hapsetmeyin. Bu şehir, bu taraftar ve bu arma; paranın satın alamayacağı bir şeyi, o saf ve tertemiz başarıyı bekliyor.
Trabzonspor bir banka değildir, Trabzonspor bir duygudur. Ve duygunun ekonomisi olmaz, sadece tutkusu olur!
İstanbul’da 6.2’lik bir deprem meydana geldi
İstanbul’da geçtiğimiz dakikalarda meydana gelen 3,9’luk depremin ardından, yeni ve...
Benjamin Bouchouari: Maç öncesi Kur’an dinliyorum
Benjamin Bouchouari: Maç öncesi Kur’an dinliyorum Trabzonspor’un 23 yaşındaki futbolcusu...
