Düşünsene Karadenizli Değilsin... Tövbe Estağfurullah!
Düşünsene Karadenizli Değilsin... Tövbe Estağfurullah!
Bazı sözler vardır, duyduğunuz anda gülersiniz. Sonra bir daha düşünürsünüz. Sonra bir daha... Ve bir bakmışsınız, içinde koca bir kültürün, bir yaşam biçiminin ve biraz da tatlı bir hemşeri gururunun saklı olduğunu fark etmişsinizdir.
"Düşünsene Karadenizli değilsin... Tövbe Estağfurullah!"
İlk duyduğumda kahkaha atmıştım. Sonra düşündüm; acaba bu söz gerçekten bir espri mi, yoksa Karadeniz insanının dünyaya bakışının kısa özeti mi?
Karadenizliyi anlatmak kolay değildir. Çünkü Karadenizli dediğin insan, yağmur altında şemsiye açmayı bazen gereksiz gören, yokuşu yol olarak kabul eden, iki dakikalık mesafeyi anlatırken "şuracıkta" deyip insanı yarım saat yürütendir.
Bizim oralarda navigasyon cihazları bile bazen çaresiz kalır.
"200 metre sonra sağa dönün."
Sağa dönersin.
"Rota yeniden oluşturuluyor."
Çünkü navigasyon düz yol hesaplamıştır. Oysa Trabzon'da yol dediğin şey bazen evin çatısından başlar, bahçeden geçer, dereyi selamlar, sonra asıl yola çıkar.
Karadeniz insanı biraz da doğanın karakterini almıştır. Hırçın deniz gibi öfkelenir ama öfkesi uzun sürmez. Dağlar kadar inatçıdır ama gönlü de o kadar geniştir. Ses tonu dışarıdan bakana sert gelebilir. İlk kez Karadeniz'e gelen biri bazen kavga çıktığını sanır.
Oysa iki hemşeri sadece çay içmeye karar vermiştir.
Bir gün şehir dışından gelen bir arkadaşım bana sormuştu:
"Yahu siz neden bu kadar hızlı konuşuyorsunuz?"
Dedim ki:
"Biz hızlı konuşmuyoruz, siz yavaş dinliyorsunuz."
Karadenizli olmak biraz da budur.
Dünyanın neresine giderseniz gidin, bir Karadenizliyle karşılaşma ihtimaliniz yüksektir. Çünkü Karadeniz insanı yerinde durmayı pek sevmez. Memleket özlemini cebine koyar, ekmeğinin peşinden gider ama gittiği yere de memleketini taşır.
Bazen bir çay ocağında, bazen bir inşaatta, bazen bir şirket yönetiminde, bazen de bir futbol tribününde karşınıza çıkar.
Sesini duymadan anlamanız zordur ama duyduğunuz anda şüphe kalmaz.
Çünkü Karadenizlinin aksanı kimlik kartı gibidir.
Ne kadar saklamaya çalışsa da ilk üç cümlede ortaya çıkar.
İşin ilginç tarafı, Karadenizli olmak sadece bir coğrafyada doğmak değildir. Bir ruh halidir.
Yoksa dünyanın başka şehirlerinde doğup büyümüş ama yüreğinde Karadeniz taşıyan nice insan tanıyorum. Horon duyunca yerinde duramayan, hamsiyi görünce gözleri parlayan, yayla fotoğrafına bakınca içi burkulan insanlar...
Belki de bu yüzden "Düşünsene Karadenizli değilsin..." sözü insanları güldürüyor.
Çünkü bu sözün içinde kibir yok.
Biraz şaka var.
Biraz memleket sevdası var.
Biraz da "Bizim oraların tadı başka" demenin esprili hali var.
Elbette herkes kendi memleketini sever. Her şehrin kendine has güzelliği vardır. Ama kabul etmek gerekir ki Karadeniz insanı memleket sevgisini biraz yüksek sesle yaşar.
Hatta bazen biraz fazla yüksek sesle...
Fakat ne yapalım?
Denizin dalgası, dağın dikliği, yağmurun sesi derken insanın içindeki coşku da biraz fazla oluyor.
Şimdi bir anlığına düşünün...
Sabah sislerin arasından yükselen yaylaları hiç görmemişsiniz.
Yağmurun altında demlenmiş çayın tadını bilmiyorsunuz.
Horon halkasının ortasında nefes nefese kalmamışsınız.
Trabzonspor maçında son dakikaları yaşamamışsınız.
Ve birisi gelip size:
"Düşünsene Karadenizli değilsin."
diyor.
İşte tam o noktada verilecek tek cevap var:
"Tövbe Estağfurullah!" 😄
Bir Trabzonlu olarak biliyorum ki Karadenizli olmak bir üstünlük meselesi değil; anlatırken yüzümüzde tebessüm bırakan, özleyince burnumuzun direğini sızlatan güzel bir aidiyet meselesidir. Ve galiba bu yüzden dünyanın neresine gidersek gidelim, içimizde hep biraz deniz sesi, biraz kemençe, biraz da Trabzon kalıyor.
Trabzonspor’dan Geleceğe Yatırım: Rene Mitongo Hamlesi Bordo-Mavili Camiada Heyecan Yarattı
İngiltere’de Kalecilerin “Sakatlık Molası” Dönemi Bitiyor: Futbolda Tartışma Yaratacak Yeni Kural Yolda
İstanbul’da Eğitim Kurumlarına "Mescit" Düzenlemesi: 39 İlçe Kaymakamlığına Resmi Yazı Gönderildi
