Akyazı’da Bir Mısır Kralı ve 4-0’lık Resitalin Şifreleri

Akyazı’da Bir Mısır Kralı ve 4-0’lık Resitalin Şifreleri

Futbol, bazen 90 dakikanın içine sığdırılmış bir güç gösterisidir. Dün gece Akyazı’da tribünleri dolduran on binlerce yürek, sadece bir derbi galibiyetine değil, bordo-mavili formanın ağırlığının sahaya nasıl bir hegemonya olarak yansıdığına şahitlik etti. Galatasaray gibi bir rakibi 4-0’lık net, tartışmasız ve ezici bir skorla geçmek; sıradan bir üç puanın çok ötesinde, lige verilmiş bir "Biz buradayız ve kuralları biz koyarız" mesajıdır.

​Maçın başlama düdüğüyle birlikte sahada ne yaptığını çok iyi bilen, rakibinin zaaflarını ezberlemiş ve kazanmayı bir zorunluluktan çok bir alışkanlık gibi sahaya yansıtan bir Trabzonspor izledik. Orta sahadaki amansız pres, savunmadan çıkışlardaki o milimetrik geometri ve hücum bölgesindeki bitiricilik… Bunların hiçbiri tesadüf değildi. Teknik heyetin dersine ne kadar iyi çalıştığını, Galatasaray’ın yüksek savunma çizgisinin arkasına atılacak topların nasıl bir kabusa dönüşeceğini planladığını ilk 15 dakikada anladık.

​Ve elbette gecenin baş aktörü, Akyazı’nın yeni sahibi: Muhammed Salah.

​Açık konuşalım; bu şehre yıllar boyunca "yıldız" veya "çilek" etiketiyle kimler kimler getirilmedi ki? Çoğunun son durağı, kariyerinin son vurgununu yapıp gittiği bir emeklilik projesi olmaktan öteye geçemedi. Ama Salah başka bir hikaye. Dün gece sahada sadece topu ayağına aldığında iki-üç rakibi üzerine çeken bir dünya yıldızı yoktu; aynı zamanda takım savunmasına yardım eden, arkadaşlarını yönlendiren ve kazanma hırsıyla Karadeniz fırtınasına ayak uyduran gerçek bir karakter vardı. Salah’ın o inanılmaz ivmelenmeleri, topu ayağına her aldığında tribünlerde kopan uğultu ve Galatasaray savunmasının çaresiz çırpınışları, aslında doğru kadro mühendisliğinin ne demek olduğunu bize bir kez daha gösterdi. Demek ki mesele sadece para harcamak değil, o formanın hakkını verecek aidiyeti ve profesyonelliği şehre getirebilmekmiş.

​Tam da bu noktada çuvaldızı kendimize, daha doğrusu geçmişin hatalarına batırmamız gerekiyor. "Burada gerçekten problem neydi?" sorusunun cevabı, dün geceki 4-0'lık galibiyetin aydınlığında çok daha net görünüyor. Biz yıllarca sistem yerine isimlere, oyun planı yerine bireysel mucizelere bel bağladık. Oysa dün gece Trabzonspor, Salah gibi bir süperstarı bir şovmen olarak değil, kusursuz işleyen bir makinenin en keskin dişlisi olarak kullandı. Yönetimin transfer politikasındaki bu nokta atışı vizyon, teknik heyetin taktiksel zekasıyla birleşince ortaya çıkan tablo işte buydu. Artık bu standarttan geriye adım atmak, bu taraftara yapılabilecek en büyük ihanet olur. Yönetim, bu oyun aklını kalıcı bir kimliğe dönüştürmek zorundadır.

​Dün gece Papara Park’ta o soğuk Karadeniz rüzgarı eserken, tribündeki insanların gözlerindeki o parıltıyı gördüm. Haftalarca süren stres, yaşam mücadelesi ve futbolsuzluğun getirdiği o asabiyet; 90 dakikanın sonunda yerini birbirine sarılan, gözleri dolan ve gururla marşlar söyleyen bir kalabalığa bırakmıştı. Trabzonspor taraftarı, kendisine yalan söylenmediği, sahada terinin son damlasına kadar savaşan ve futbolun doğrularını yapan bir takım gördüğünde dünyayı yerinden oynatacak güce sahiptir. O tribün, yıldız kaprisine değil, forma aşkına ve zekaya aşıktır. Dün gece her ikisini de aynı anda buldular.

​Son sözüm, gecenin kahramanına. Mısır Kralı olarak geldin ama dün gece gördük ki, Karadeniz’in hırçın dalgaları senin futboluna çok yakıştı. Bu 4-0’lık zafer bir son değil, bu formanın yeni ve görkemli hikayesinin sadece muhteşem bir girizgahı olsun. Çünkü Trabzonspor, ayağa kalktığında futbolun tüm ezberlerini bozan o eşsiz ruhtur!